Giriş     Üye ol
Eski ve yeni liderler aynı cenazede  * Bursa'da ilk 11'ler belli oldu  * Şimdi de LPG'cilik moda! * Bahçesinden servet çıktı  * Milli tenisçiden büyük başarı  * Niyetini ortaya koydu  * Sarkozy'nin ikizi çıktı! *  

ARINÇ: ÖNCE CÜBBELERİNİZİ ÇIKARIN

ARINÇ: ÖNCE CÜBBELERİNİZİ ÇIKARIN

Hükümet, yargıda krize neden olan HSYK'nın kararına sert tepki gösterdi. Hükümet adına açıklama yapan Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç, HSYK'nın verdiği kararla yargıda darbe yaptığını söyledi. Şemdinli iddianamesini hazırlayan eski Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya olayını hatırlatan Arınç, "Bugüne kadar demokratik hayata farklı aktör ve yöntemlerle müdahale edilmesine şahit olan milletimizi, bu kez yeni bir müdahale biçimiyle karşı karşıyadır. Demokrasimize, milletin iradesine anayasal sistemimize yargı bürokrasisi tarafından ağır bir darbe vurulmuştur." ifadelerini kullandı.

TBMM'de AK Parti Grup Başkan vekili Bekir Bozdağ ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek'le basının karşısına geçen Arınç, sert açıklamalarda bulundu. Arınç, dün Türkiye'nin demokrasi ve hukuk tarihinde derin izler bırakacak ülkenin geleceğini etkileyecek olaylar yaşandığını hatırlatırken, "Bugüne kadar demokratik hayata farklı aktör ve yöntemlerle müdahale edilmesine şahit olan milletimiz, bu kez yeni bir müdahale biçimiyle karşı karşıyadır. Demokrasimize, milletin iradesine anayasal sistemimize yargı bürokrasisi tarafından ağır bir darbe vurulmuştur." dedi.

Türk demokrasisinin sancılı günlerden geçtiğini söyleyen Arınç, demokrasi ve hukuk tarihinde derin izler bırakacak, ülkenin geleceğini etkileyecek olaylar yaşandığını belirten Arınç, ''Bugüne kadar demokratik hayata farklı aktör ve yöntemlerle müdahale edilmesine şahit olan milletimiz, bu kez yeni bir müdahale biçimiyle karşı karşıyadır." diye belirtti.

Demokrasiye, millet iradesine, anayasal sisteme yargı bürokrasi tarafından ağır bir darbe vurulduğunu ifade eden Arınç, şunları söyledi: "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK); yetkisini aşarak hukuk ve demokrasi yaşamımızı altüst edecek bir karar almıştır. Bunu kabul edilemez bir hukuksuzluk, özgürlük ve adalet anlayışımıza vurulmuş bir darbe olarak görüyoruz. Türkiye çetelerle, mafyayla, hukuk dışı karanlık odaklarla büyük bir mücadele içindeyken, demokrasi adına tarihin en büyük hukuk mücadelesini yürütürken alınan bu karar, hukuk mücadelesini engellemeye çalışanlara adeta destek vermiştir. HSYK; hukuk, adalet ve millet adına karar alan yargı mensuplarının bağımsızlığını düşünerek bir karar almamıştır. Dün, demokrasi ve hukuku zaafa uğratacak, adaletin haysiyetini ve onurunu teslim ettiğimiz hakim ve savcıları baskı altına alacak bir kararın altına düşünülmeden imza atılmıştır. Şemdinli davasının iddianamesini hazırlayan Cumhuriyet savcısının başına gelenleri hatırlayınız. Türk hukuk dünyası, bu kararın yaşattığı çelişkiyi, acıyı ve tahribatı henüz üzerinden atamamışken, şimdi yeni bir hukuk faciasıyla karşı karşıyadır. Bugünden sonra hangi savcımız, özgürce, yargı bağımsızlığına müdahale edileceğini düşünmeden, korkusuzca olayların üzerine gidebilecektir? Yargı bürokrasisi aldığı bu kararla kendi içinde büyük yara açarken, aynı zamanda bunun demokrasimize ve çocuklarımıza bırakacağımız adalet mirasına bir darbe olduğunun bilincinde değildir. Sorumsuz ve düşüncesizce alınan bu karar ülkemizin geleceğini etkileyecek bir demokrasi ayıbıdır."

Başbakan Yardımcısı, Türkiye'nin bir yargıçlar devleti değil, demokratik bir hukuk devleti olduğunu hatırlattı. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sorumsuz ve düşüncesizce alınan bu karar, ülkemizin geleceğini etkileyecek bir demokrasi ayıbıdır. HSYK, hangi hakla ve hangi yetkiyle yargılama faaliyetlerine müdahale edebiliyor? AB müzakerelerini sürdüren, dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahip olan, dış dünyada saygın ve itibarlı bir yeri olan Türkiye, nasıl olur da birkaç kişinin aldığı yetkisiz ve sorumsuz bir kararla tökezletilmeye çalışılır? 72 milyon insanın geleceğini etkileyecek bir karar, nasıl olur da bu kadar kolay, düşünmeden, hesapsızca alınabilir? Tüm dünyada dikkatlice izlenen ekonomimiz, dış politikamız, demokrasimiz, uluslararası kurumlardaki saygın konumumuz bu kararla birlikte zedelenirse bunun hesabını kim verecek? Siyasi krizlerle millete ödetilen ekonomik bedellere, şimdi de yargı bürokrasisinin sorumsuz davranışlarıyla yeni bedeller mi ödetilecek? Hayır buna izin veremeyiz. 2010 yılında, çağdaş dünyada, bu iletişim çağında bu denli geri kalmış bir Türkiye görüntüsü vermek milletimize hakarettir. Gerçek Türkiye bu değildir. Milletimiz bunu hak etmiyor."

"KIRMIZI ÇİZGİLER AŞILDI"

Arınç, Türkiye'nin itibarını, saygınlığını, istikrarını ve demokrasiye olan bağlılığını gözetmenin herkesten çok yargı mensuplarının görevi olduğunu ifade etti.

"Kimse, bu milletin ve bu ülkenin saygınlığına gölge düşürecek karar alma lüksüne sahip değildir. Millet iradesine, milletin temsil makamına yönelik hazımsızlık ve tahammülsüzlük hiç bu kadar kendini belli etmemiştir." diyen Bakan Arınç, şöyle konuştu: "Biz ülkenin yönetim hakkını ve yetkisini milletten alan siyasetçiler olarak her seçimde gidip milletimize hesap veririz. Yanlış yaptığımızda milletimiz bize hesap sorar. Peki anayasadan aldığı yetkiyi suiistimal edip, milletin ve ülkenin geleceğine müdahale edenler kime hesap verirler? Siyaset, siyasetçilerin işidir. Siyaset yapmak isteyen yargı mensupları varsa, önce tarafsız ve adil olduklarını temsil eden cübbelerini çıkarmak zorundadırlar. Hem taraf tutup, hem adil olmayan karar alıp, hem de siyaset yaparken o cübbe giyilemez. Dün HSYK, tüm hukuk normlarını alt üst ederek siyaset kokan kararlardan birini alırken, Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu ve Danıştay Başkanı'nın buna destek veren açıklamaları ayrıca vicdanları sızlattı. Bu acelecilik, bu ortak tavır hissi veren beyanatlarla adeta siyaset yapan yargı kurumları kendi saygınlıklarını zedelemiştir. Siyasi beyanlarda bulunmak, taraf tutmak, ihsası reyde bulunmak hukukçular için kırmızı çizgilerdir. Maalesef dün bu kırmızı çizgiler aşılmış, anayasa ve yasalar açıkça ihlal edilmiştir. HSYK aldığı kararla yürütülmekte olan soruşturmaya müdahale etmiş, doğrudan taraf olmuş, yetkisini aşmış, bağımsız yargının işleyişine engel olmuş, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tehlikeye sokmuştur. Yargıya, yine yargı çevreleri tarafından darbe vurulmuştur. Keyfilik ve kanun tanımazlık, hukuk devletini ve yargı bağımsızlığını yok sayan tehlikeli bir davranıştır."

Bülent Arınç, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılıkları ve tedbir kararlarını veren mahkemelerin HSYK'nın ağır baskısı altında olduğunu kaydederek, bu şartlar altında bağımsız ve tarafsız bir yargılama yapmanın son derece zorlaştığını vurguladı.

"KİMSE 'BEN YAPTIM, OLDU' DİYEMEZ"

Arınç, TBMM'de Habur süreciyle ilgili gensoru önergesi verilmiş iken, bu süreçle ilgili aynı gün Yargıtay Başsavcısı tarafından gensoru önergesini destekler mahiyette açıklama yapılmasının anlamlı olduğunu dile getirdi. Bunun yargının tarafsızlığına gölge düşürdüğünü, bu kurumlara duyulan güveni sarstığına işaret eden Arınç, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını, hukuk devleti ilkesini ve yargıya duyulan güveni zedeleyecek eylem ve söylemlerden kaçınmanın herkesten önce HSYK ve yüksek yargının görevi olduğunu hatırlattı.

"Hiçbir kurum kendisini anayasa ve yasaların üzerinde göremeyeceği gibi, keyfiliğe ve ben yaptım oldu dayatmasına gidemez." diyen Başbakan Yardımcısı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yargının kendi içinde yaşadığı sıkıntıları bahane ederek, hükümeti yıpratmaya yönelik açıklamalarda bulunulması ayrı bir hedef saptırmadır. Dünyanın acil ekonomik krizlerle uğraştığı, ülkelerin iflasın eşiğine geldiği bir dönemde, hükümetimiz milletimizden aldığı yönetme yetkisini büyük bir dikkatle kullanmaktadır. Böyle hassas bir dönemde bütün kurumların ülkemizin yakaladığı istikrarı anlamsız tartışmalarla bozarak milletimize ağır bedeller ödetecek girişimlerde bulunmaları, hiçbir biçimde sorumlu devlet anlayışıyla bağdaşmaz. Milletin seçilmiş temsilcileriyle ve milli iradenin tecellisiyle iktidara gelen bir Hükümetin bakanlarıyla istihza etmek, had bildirmeye kalkmak hiçbir bürokratın hakkı ve haddi değildir."

Arınç, hiç kimsenin kendisini anayasanın, yasaların üzerinde göremeyeceğini kaydetti. Arınç, ''Anayasa ve yasaların üzerine basarak siyasi polemik yapmak, taraf olmak, yargının bağımsızlığını zedelemek hiçbir hukukçunun vasfı olamaz. Böyle yapanlar hakiki anlamda hukukçu da olamaz." dedi. Kimsenin bu ülkenin vatandaşlarını üçüncü sınıf demokrasilere layık göremeyeceğini ifade eden Arınç, şöyle konuştu: "Kimse bu ülkenin insanlarını yokluğa, yoksulluğa, geri kalmışlığa mahkum edemez. Kimse bu ülkenin insanlarının umutlarını yeniden karartamaz. Bu ülkenin kutlu yürüyüşü asla ve asla durdurulamaz. Vesayetçi anlayışlar, statükocu yaklaşımlar, değişime direnen tutucular, bürokratik oligarşi ve Orta Çağ zihniyetleri elinde bu ülkenin şahlanışı artık daha fazla ertelenemez. Acilen yargı eliyle yargının bağımsızlığını zedeleyen ve milletimizin yargının işleyişine yönelik zihinlerini bulandıran bu karmaşaya son verilmeli; her kurum anayasa ve yasalarda tanımlanan yetki çerçevesine dönerek, sorumlu tarzda hareket etmelidir. Millet adına yetki kullanması gerekenler, öncelikle hukuka ve milli iradeye uygun hareket etmelidir. Milli egemenliği anlamsız hale getirecek, demokrasiyi ve hukuk sistemini zafiyete uğratacak her eylem ve söylem, Türkiye'ye kötülük yapmaktır, milletimizin selametine, devletimizin bekasına halel getirmektir. Buradan tüm milletlimize bir kez daha ifade etmek istiyoruz: Türkiye bir yargıçlar devleti değil, demokratik bir hukuk devletidir, öyle de kalacaktır.''

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç, hükümetin mevcut krizi aşmak için bir yol haritası olup olmadığı yönündeki soruya "TBMM yasama yetkisini kullanıyor ve bu yetkiye kimsenin müdahale etmemesi gerekir. Anayasanın 60'tan fazla maddesi değişti. Mantıksal olarak anayasa değişikliği yapılabilir. Aslında yüksek yargıdan anayasanın yetersiz olduğu konusunda ancak farklı zamanlarda farklı açıklamalar gelebiliyor. TBMM'de 411 oyla kabul edilen anayasa değişikliği Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilirken yasama organının yetkisine müdahale edildi." karşılığını verdi.

'Soruşturmayı yapan bir başsavcının tutuklanması yargıya müdahale değil mi?' sorusu üzerine ise Arınç, şu cevabı verdi: "Burada gözden kaçırılan, başsavcı sanki bazı tarikat ve cemaatlere yönelik sürdürdüğü soruşturmadan dolayı yargılanıyor şeklinde yansıtılıyor. Oysa başsavcı, Ergenekon ile bağlantılı olmaktan ve silah ile tehdit ve şantaj yapmaktan dolayı soruşturuluyor." cevabını verdi. 

Kategori: Gündem
Eklenme tarihi: 18-02-2010    Saat: 15:16
Haber kaynağı: CHA
Bu haber 844 kez görüntülendi.
Etiketler: , Bülent Arınç,

Arkadaşınıza gönderin

Bu habere ilk yorumu siz yapın

Haberi yorumla

Köşe yazarlarımız

Foto Galeri