
Fransa’da geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen yerel seçimlerin sonuçları, Türkiye açısından memnuniyet verici olarak değerlendirildi. Çünkü seçimlerden sol ittifak büyük başarı ile, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin partisi UMP ise ağır yenilgi ile çıktı. Gerek Fransa gerekse Türkiye için yerel seçimlerin önemi, 2012 yılında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin provası olarak görülmesi. Dolayısıyla, genel kanı 2012 seçimlerinde Sarkozy’nin kaybedeceği, sol adayın kazanacağı yönünde. Bu da, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği açısından olumlu bir gelişme olarak görülüyor. Fakat bu düşünce aslında tamamen yanlış.
Birincisi, sosyalistler yerel yönetimlerde başarılı bulunuyor ve sağcılara göre tercih ediliyor. Fakat bu, sol ittifakın genel seçimlerde ya da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kazanacağı anlamına gelmiyor. Bundan önceki yerel seçimlerde de sosyalistler büyük başarı elde etmişlerdi. Ancak arkasından gelen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sağdan Sarkozy, genel seçimlerde de Sarkozy’nin merkez sağdaki partisi çoğunluğa sahip olmuştu. Dolayısıyla, yerel seçimlerin cumhurbaşkanlığı seçimlerinin provası olduğu yönündeki görüş doğru değil.
İkincisi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sarkozy’nin seçilmemesi, Türkiye’nin AB üyeliği açısından olumlu gelişmelerin olacağı şeklinde yorumlanamaz. Çünkü diğer potansiyel cumhurbaşkanı adayları arasında Türkiye’nin üyeliğini destekleyen neredeyse yok. Destekler görünen sol kesimin ise üyelik için öne sürdüğü şartlar Türkiye tarafından kabul edilemeyecek cinsten olduğu için aslında onların da gerçekte üyeliği desteklemediğini söylemek gerekir.
Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, AB üyesi ülkelerin liderleri arasında Türkiye’nin üyeliğine en sert şekilde karşı çıkan isimlerden. Sarkozy’nin diğerlerinden farkı, olumsuz görüşlerini eyleme dökerek, müzakerelerdeki beş başlığı bloke etmesi. Sarkozy’ye göre eğer Türkiye bu beş başlıkta müzakereleri sonlandırırsa AB üyeliği geri dönüşü olmayan bir noktaya gelir ve Türkiye’yi reddetmek zorlaşır. Sarkozy’nin müzakere sürecinin tamamını durdurmaya yönelik planlar üzerinde çalıştığı da iddialar arasında. Ancak bu, diğer adayların daha iyi olduğu anlamına gelmiyor.
2012 yılında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri için yerel seçimlerden hemen sonra bazı isimler potansiyel aday olarak öne çıktı. Bunlardan biri halen başbakan olan ve iktidardaki UMP partisi içinde Sarkozy’nin başlıca rakiplerinden olan François Fillon. Türk Ordusunu, Kıbrıs’daki varlığı nedeniyle AB topraklarında işgalci olarak göre Fillon, tıpkı Sarkozy gibi doğrudan üyeliğe yol açmayacak başlıkların müzakere edilebileceğini, sonunda da üyelik yerine daha farklı bir statünün verilebileceğini savunuyor.
Sarkozy’ye komplo kurmak nedeniyle hapis ve para cezasına çarptırılan, dolayısıyla sadece rakip değil aynı zamanda düşman olarak dahi görülebilen Dominique de Villepin adaylar arasında. Daha önce Türkiye’nin AB üyeliğini savunan, bir gün Türkiye’nin üye olacağını, sadece iki tarafta da bazı sorunlar olduğunu ileri süren de Villepin, kısa zaman öncesinde Kıbrıs nedeniyle Türkiye ile müzakerelerin durdurulması gerektiğini savunmaya başlayarak Sarkozy ile aynı çizgiye geldi.
Sosyalist Parti’nin bir zamanların “Müslüman dostu” olarak bilinen lideri Martine Aubry, Türkiye’nin AB üyeliğini savunmaktan vazgeçerek önce 2020 yılında üyeliğin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini, daha sonra sözde Ermeni soykırımının tanınması koşulu ile üyeliğin gerçekleşebileceğini, yakın zaman öncesinde de bu üyeliğin kabul edilemez olduğunu ileri sürmeye başladı.
Geçtiğimiz cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sarkozy’nin başlıca rakibi olan Sosyalist partili Ségolène Royal, Türkiye’nin üyeliğini destekleyen isimlerden idi. Bir süre sonra “Fransız halkı ne düşünüyorsa benim düşüncem de odur” gibi popülist ve içi boş bir görüş benimsedi. Terör örgütü PKK ile yakınlığı bilinen Royal, sözde Ermeni soykırımının tanınması koşulunun yanı sıra, PKK’lı teröristlerle ilgili çeşitli şartlar da ileri sürebilecektir.
Soldan cumhurbaşkanı adayı olma ihtimali yüksek isimlerden, halen IMF başkanlığını yürüten Dominique Strauss-Kahn, diğer siyasetçilerden farklı olarak hem Türkiye’yi değerli ve önemli görenlerden hem de üyeliği destekleyenlerden. Fakat cumhurbaşkanı adayı olduğunda da bu düşüncelerini savunabilecek midir? Kamuoyunun büyük çoğunluğu, siyasetçilerin ve diğer cumhurbaşkanı adaylarının tamamı Türkiye’nin üyeliğine karşı iken, Strauss-Kahn’ın bu üyeliği savunmaya devam etmesi seçimleri kaybetmesine neden olmaz mı? Rakipleri, onun Türkiye’yi savunmasını bir kusur olarak göstermeyecekler midir? Fransa için tehlikeli bir düşünceyi savunan biri cumhurbaşkanı seçilebilir mi? Strauss-Kahn’ın Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili olumlu düşüncelerini değiştirip, diğer tipik Fransız siyasetçileri gibi bu üyeliği kabul edilemez görmeye başlaması şaşırtıcı olmayacaktır.
Fransa’da kimin cumhurbaşkanı olduğu diğer AB üyesi ülkelerden çok daha önemli. Çünkü Fransa’da devletin sürekliliği olmadığından, politikalar, geri kalmış ülkelerdeki gibi kişiler üzerinden yürütülür. Bunun anlamı, Fransa’nın iyi ilişkilere sahip olduğu bir ülke ile ilişkilerinin, seçilen liderin farklı düşünmesi nedeniyle birden kötüleşmesi ya da tam tersinin olabileceğidir. Sarkozy’nin, selefi Jacques Chirac AB’nin Türkiye ile müzakerelere başlaması için imzaları atmışken, müzakere sürecini durdurmaya çalışması, Fransız devletinin sürekliliğinin bulunmadığını ve güvenilmez olduğunu gösteren en açık örnektir. İşte bu nedenle, isimlerin Türkiye açısından önemli olduğunu ileri sürüyoruz. Fakat bu iddiamızın tam tersi de geçerli. Daha açık bir ifadeyle, seçimleri kimin kazandığının, kimin cumhurbaşkanı olduğunun hiçbir önemi yok. Çünkü Fransa’da Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen neredeyse kalmadı.
Bu sürecin her zaman bu şekilde devam edeceğini söylemek doğru olmaz. Uluslararası konjonktürde, Türkiye’nin çevresindeki bölgede veya Fransız iç politikasında büyük değişikliklerin olması ve Türkiye’nin üyeliğinin Fransa’nın ulusal çıkarları doğrultusunda olduğunun düşünülmesi ihtimali de bulunuyor. Fransız siyasetçilerinin ne kadar hızlı ve kolay fikir değiştirdikleri de biliniyor. Dolayısıyla bugünkü olumsuz havanın sona erme ihtimalini de, her zaman için göz önünde bulundurmamız gerekiyor.
















